????????? in ??????????????
RAHMETİNDEN BİR DAMLA BANADA AYIR YARAB isn't in your network. Add RAHMETİNDEN BİR DAMLA BANADA AYIR YARAB
|
YA RABBİ ŞU İNEN DUALARIN YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE BİZLERİ AFFEYLE SANA LAYIK KUL PEYGAMBER(S.A.V)EFENDİMİZE LAYIK ÜMMET EYLE! ONUN ŞEFAATİNE NAİL OLMAYI,ONA KOMŞU OLMAYI NASİB EYLE! YA RABBİ! BEN SENDEN RAZIYIM NE OLUR SEN DE BİZ KULLARINDAN RAZI OL! SENİ SEVENLERİN VE SENİN SEVDİKLERİN KULLAR ARASINDA HAŞREYLE BİZLERİ! (( AMİN)) HAYIRLI CUMALAR SELAM VE DUA İLE AEO KİB
2 days ago
|
|
|
Gülistan Aywrote:
Allah Tealâ ayet-i kerimede: “Ey iman edenler! Allah’a ittika edin ve O’na yaklasmaya vesile arayin ve O’nun yolunda mücahede edin ki felaha eresiniz.” (Maide, 35) buyuruyor.
Bu ayet-i celilede ihtimam göstermemiz, dikkatle üzerinde durmamiz gereken üç sey var: Bunlardan birincisi Allah’a ittikadir. Yani Allah’in cezasindan, azabindan korkup, haramdan, günahtan, çirkin islerden sakinmak; sayet bir günaha düsüldüyse hemen tevbe etmektir. Haram nedir? Allah Tealâ’nin “yapmayin” diye emrettikleridir. Içki içmeyin, gibi. “Yapin” diye emrettiklerini yapmamak da haramdir. Namaz kilmak gibi. Yani haram, yapilmasi veya yapilmamasi kesin olarak yasak olan islerdir. Allahu Tealanın emir ve yasaklarına harfiyen uyabilen kullardan olmak dileği il...Cumanız Mübarek olsun..Dualarda buluşalım inşallah...Sevgiler..
2 days ago
|
|
|
hizmet nimettirwrote:
Dava Bilal Gibi Sabretmek.....
Dava Bilal gibi kızgın kumlara ve taşlara rağmen ALLAH diyerek ölmektir... Dava Yusuf gibi imtihana göğüs germek... Köle olarak girdiği zindandan Peygamber gibi çıkmaktır.. Hamza gibi binlerce can feda etmektir... Dava Halit bin Ziyat gibi şehitlere karışmak.... Dava Ebu Bekir gibi sadakat ister... Cenneti değil yalnız ALLAHın rızasını diler... Dava sahabe açken karnına iki taş bağlayan peygamberin davasıdır.... Dava atılan taşları tutup güller sunmaktır.... Dava düşman olarak girilen kapıdan dost çıkmaktır... Dava bırakılan emaneti canı gibi korumaktır... Dava Sümeyyenin örtüsü için canını vermesi ALLAHa canlarla gitmesidir... Dava adaletin sevginin aşkın dostluğun sadakatin annesidir.. Dava yüz yaşında bile olsa ALLAHtan şehadeti dileyen Ebu Eyübel Ensarinin mücadelesidir... Dava ezanlarda tek yürek olmak secdelerde ALLAHa varmaktır... Ebu Cehillere dur deme... Zalimlere göğüs germe... Zülme direnme haklının yanında haksızın karşısında olmaktır... Bu dava gönül ister çokluk değil,birlik ister bu dava yüreğiyle Sevgiyle devleşerek iman ister... Dava safını belirlemek imanını güçlendirmek senin rızan için bende buradayım Ya Rabbi diyebilmektir.. Dava çakıl taşları kadar denizler kadar çok günahı bile olsa onu affederek bir ALLAHa sahip olduğunu bilme davasıdır.... ALLAH (cc)sabrınızı daim, azminizi baki, Davanızı mübarek kılsın... (amin)
3 days ago
|
|
|
ÖYLE BİR SEVGİLİ SEVİNKİ HERKESİN KAPISI KAPANDIGINDA ONUN KAPISI ACIK OLSUN Sevmek çok zor ama bir o kadar da şerefli bir duygudur. Zordur; çünkü sevmek, sevilenle seven arasında menfaate dayalı olmayan bir ilgiyi gerektirir. Karşılıklı fedakârlığı, vefayı gerektirir. Cefaya karşı sabrı, sert rüzgârlara karşı dağılmamayı gerektirir. Sevmek, sevileni kırmamayı, ona karşı yanlış yapmamayı, kendi isteklerini sevilenin isteklerine tercih etmemeyi gerektirir. İsterseniz çocuğunuzu, isterseniz eşinizi, isterseniz bir canlıyı, çevreyi veya başka bir şeyi sevin. Sonuç değişmez. Hayatın zor labirentlerinde bu metaneti yitirmeden yürümeniz şarttır. Biz bugün farklı bir sevgiden bahsedelim... Biz bugün farklı bir sevgiden bahsedelim, belki sevginin esası olan sevgiden bahsedelim. Yüce ALLAH’a karşı hissetmemiz gereken sevgiden… Şimdi şöyle bir soru sorsam ve desem ki “ ALLAH’ı seviyor muyuz?” İnanıyorum ki hepimiz “ Elbette ALLAH’ı seviyoruz” diyeceğiz. “ ALLAH (c.c.) sevilmez mi, O’na kurban olalım!” deriz. Bu duygumuzda samimiyiz de. Çünkü hiç kimse “ ALLAH’ı sevmiyorum” demez, diyemez. Hiç inanmayan bile böyle bir cümlenin yüküne talip olamaz, olmamalıdır da. O zaman ikinci soruyu soralım ve “O zaman sevgi nedir?” diyelim. Veya bizim sevmemiz yeterli mi? O’nu sevmek mi önemli, yoksa O’nun tarafından sevilmek mi? Ne dersiniz, bütün bu sorulara bir çırpıda makul cevaplar verebilecek miyiz? Dilerseniz gelir İslâm tarihinin ölümsüz şahikalarından enfes satırlar okuyalım. Bakalım sevgiye nasıl bir anlam yüklemiş büyükler? Bistamlı Beyazıd sevgi sanılan boş bir kuruntunun, duvarların yüzüne çarparken unutulmaz bir ders verir: “ ALLAH’ı seviyorum sanırdım! Ama anladım ki, esas olan O’nun sevmesi imiş. ALLAH (c.c.) bir kulu severse, onun kalbini kendisi ile meşgul edermiş” Doğrudur… Bistamlı Beyazıt’ın dediği gibi, sevgi eğer sevilenin sevgisini getirmeyecekse, boş bir kuruntudur. ALLAH’ı o kadar seveceksin ki, neticede O sizi sevmeye başlayacak. O zaman sizin sevginiz, O’nun sevgisine mahkûm olur. İşte o zaman O’nun gören gözü, işiten kulağı, yürüyen ayağı olursunuz. Fudayl bin Iyaz’ın, sevgiyi tarif eden dokunaklı sözleri ruh dünyamızda depremler meydana getirecek kadar derindir. Şöyle diyor; “ ALLAH’ı seviyormuyuz diye sorarlarsa sus, konuşma. Evet dersen, tavırların evet diyenlerinkine benzemiyor ki! O zaman da münafıklara, sahtekârlara benzersin!” İşte size Bağdatlı Cüneyd’in cümleleri, Mevlana’nın ufkunu ne kadar da çok hatırlatıyor: “Şu kalp ALLAH’a aittir. O’na sakın yabancıyı sokma!” Sevgide dozu iyi anlamak şarttır. Sevgi teslimiyet ve tam bir tevekkülü gerektirir. Gayrisinden hicret ve fıkrat (ayrılık) gerektirir. Koşmak, koşmak, koşmak ve yine koşmak gerektirir. Sevginin kapısı hiç kapanmaz zira. Kapıyı kapalı zannediyorsanız, sevgiliyi tanımıyorsunuz demektir. Belki de kapısı kapalı olan sevgili değildir, sevgili olamaz… Salih Mürri, bir gün vaaz ediyor camide. Ümitsizliği kıracak sözler kullanıyor, ümidin kapılarını açıyor. Ümitsizliğin yakan bir ateş olduğunu anlatıyor. Bunu da şöyle formüle ediyor: “ Ümitsizliği yenin. Bir insan Yüce ALLAH’ın kapısını ısrarla çalarsa, kapı mutlaka bir gün açılacaktır!” Sözler böyleydi ve doğruydu da. Ama cemaatin arkasında bir kadın vardır ve onun dünyasında ayrı, apayrı fırtınalar kopmaktadır. O, Salih’in durduğu yerde değildir. Birden ayağa kalkar ve seslenir: “ Daha ne zamana kadar böyle demeye devam edeceksin? O kapı hiç kapanmadı ki açılsın!” Evet; sevgilinin kapısı hiç kapanmaz. Zaten kapısı kapanacak sevgili, sevgili değildir. Öyle bir sevgili sevin ki, herkesin kapısı kapandığında bile O’nun kapısı açık dursun!
5 days ago
|
|
|
mavi_melekwrote:
iffetli nesillerin yetişmesinde helal rızkın tesirleri nelerdir?
Allah Teâlâ yeryüzünü semaları ve onlardaki sayısız nimetleri yaratmış ve insanlığın hizmetine sunmuştur. Bütün bu nimetlerden istifade etme hususundaki esas hüküm onların mübah oluşudur; yani hakkında yasaklayıcı bir hüküm gelmemiş olan şeyler helaldir. “O’dur ki yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için yarattı.” (Bakara 2/29); “Göklerde ve yerde ne varsa hepsini Zât-ı âlîsinden bir lütuf olarak sizin hizmetinize veren de O’dur.” (Câsiye 45/13) mealindeki ayet-i kerimeler yerde ve göklerdeki bütün nimetlerin insanların istifade etmeleri için âmâde kılındığını açıkça anlatmaktadır. Evet yenilmesi içilmesi veya kullanılması ayet ya da hadislerle yasaklanmamış olan her şey helaldir. Fakat Cenâb-ı Hak bir kısım şeyleri yasaklamış ve bu umumî istifade iznini bazı hükümlerle sınırlandırmıştır. Ayet ve hadislerin ortaya koyduğu hükümlerle yapılması kesin olarak yasaklanan şeylere “haram” denilmektedir. Haramları tayin eden doğrudan doğruya Hazreti Şâri’dir; bu açıdan sırf Allah’ın emri olduğu için onlara yaklaşmamak gerekmektedir. Bununla beraber netice itibarıyla her haramın pek çok zararı olduğu ve onun yasaklanmasının sayısız hikmetlerinin bulunduğu da bir hakikattir. Herhangi bir haramı irtikap etmenin bazen maddî bazen de manevî zararları olur. Mesela bir lokma haramın insanı inhirafa götürmesi ve hatta onun çoluk-çocuğunun genel durumuna da tesir etmesi her zaman söz konusudur. Zikredildiği üzere helaller ve haramlar Cenâb-ı Hakk’ın emirleriyle belirlenmiştir; hiç kimsenin kendi düşüncesine göre helalleri haram ya da haramları helal saymaya hakkı yoktur. Şahsî yorumları neticesinde böyle büyük bir yanlışlığa düşebilecek kimseleri Mevlâ-yı Müteâl şöyle ikaz etmektedir: “Kendi dillerinizin yalan yanlış nitelendirmesiyle uydurduğunuz asılsız sözleri Allah’a mal ederek “bu helaldir şu haramdır” demeyin. Çünkü Allah adına yalan söyleyenler asla iflah olmazlar.” (Nahl16/116) Hazreti Rezzâk-ı Kerîm “Allah’ın size rızık olarak yarattığı şeylerden helal ve temiz olmak suretiyle yiyin!” (Maide 5/88); “Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin!” (Bakara 2/168) mealindeki ayet-i kerimelerle nimetlerden istifadenin çerçevesini beyan buyurmuş; helal ve temiz rızkın peşine düşülmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu itibarla insan Cenâb-ı Allah’ın nimetlerinden afiyetle yiyip içebilir; fakat hangi yolla olursa olsun her eline geçeni kullanamaz. Yiyip içtiği şeylerin dinî bakımdan yasaklanmış veya şüpheli şeyler olmamasına ve onlarda şunun bunun hakkının bulunmamasına dikkat etmelidir. Helalinden kazanmalı ve maddî-manevî tertemiz olan şeylerden -meşru dairede kalmak suretiyle- faydalanmalıdır.
June 27
|